Şimdi Deniz uzaklara giderse solacak garibim, üzülecek kim bilir belki o da bizim gibi hüngür hüngür ağlayacak…

YARINA DÜŞLENEN ÇOCUKÇA BİR UMUT

Hiç unutmam ilkokul öğrencisiydim. Baharın ruhumu okşadığı bir mart akşamıydı. Edebiyat öğretmeni olan babam zamanla hepimize özenle bulaştırdığı kitap okuma saatini idrak etmekteydi. Bende yanına uzanmış onu hayran hayran seyretmekteydim. Onu izlediğimi fark etmesi ile okuduğu kitabın arasına ayraç koyması bir oldu. Hafif gülümseyerek annemin hediyesi olan ve kolundan çıkarmaya kıyamadığı telkâri gümüşü kol saatini bana göstererek uyku vaktimin geldiğini belirtti. Ben ise keyifsiz ve istemsiz bir şekilde, “ama uykum yok babacığım, keşke uyku diye bir şey olmasaydı ya” diyerek mızmızlandım. Yaşımdan büyük cevabımdan olmalı ki babam ciddiyetle bana baktı ve “insan niye uyur bilir misin kızım” diye sordu ve cevabımı beklemeden “daha iyi bir güne uyanmak için” dedi. Sonra yerinden doğruldu ve beni kucaklayıp yatağıma kadar taşıdı. Yorganımı üstüme örterken, “Baba sana bir soru sorabilir miyim?” diye sordum. Elleriyle başımı yavaşça okşayan babam, ‘sor bakim’ dedi. “İnsan umudunu yitirince ne olur?” diye sordum. Sorduğum soruyu hem beklemediği için hem de içerlendiği için bir an duraksadı ve kendi kendine ‘galiba sende hepimiz gibi büyüyorsun’ diyerek mırıldandı. Kısa bir sessizlik sonrasında ise beni bu soruya iten sebepleri anlamak adına, ‘insan niye umutsuz olsun ki’ diyerek soruma soruyla karşılık verdi.

Biraz üzgün biraz da heyecanla babamın sorusunu cevaplamaya başladım. Arkadaşım Deniz dedim. Bugün teneffüste birlikte oyun oynarken ‘buralardan gideceğiz’ dedi. Nedenini sorduğumda ise ‘annem ile babam buralarda yaşanmaz, her şey kötüye gidiyor. İnsan yaptığı hiçbir şeyden keyif almıyor artık umudumuzu yitirdik diyorlar. Senin annen ile baban da umudunu yitirmiş mi’ diye sordu. Ben de bilmiyorum dedim.

Saçlarımı usulca okşayan babam, belki de Deniz’le olan diyaloğumu daha iyi anlamlandırmak için, ‘peki arkadaşının anne ve babası umudunu yitirince ne yapacaklarmış onu da konuştunuz mu?’ diye sorunca hüzünle anlatmaya koyuldum. İnsanının bizim insanına benzemediği, bizim gibi konuşmadığı çok ama çok uzaklarda olan diyarlara gideceklermiş. Ne olur gitmeyin Deniz dedim. Hem gidersen kim sular Sarıca’yı dedim. O da öfkeyle ‘nerden bileyim’ deyip hüngür hüngür ağladı ve hiçbir şey demeden ve ardına bakmadan koşa koşa eve gitti.

Üzgün halime içerlenen babam önce bir off çekti ve Sarıca kim? diye sordu. Ona doğum gününde hediye ettiğim ay çiçeğinin adı diye cevapladım. Her gün ondan bana selam getiriyor ve selamımı iletiyor. Şimdi Deniz uzaklara giderse solacak garibim, üzülecek kim bilir belki o da bizim gibi hüngür hüngür ağlayacak… 

Üzüntümü iyice anlayan babam başımı omuzuna yaslayıp kadifemsi ses tonuyla konuşmaya başladı; “Umudunu yitiren insan için her şey karanlık olur kızım, ışık diye bir şey kalmaz. Işık, tüm canlıların ruhudur. İnsan yaşamak için tıpkı ay çiçeği misali ışığa yönelmek ister. Yalnız ışığa yönelirken unuttuğu bir şey olur o da kendisiyle birlikte götürdüğü karanlığı. İnsan, nereye giderse gitsin karanlığı da onunla gider. Yer değiştirerek ışık bulunmaz çocuğum. Işık, Deniz’in senin ona hediye ettiğin Sarıca’yı sulamasıyla, çürüyen toprağını yenilemesiyle, güneşi daha iyi görmesini sağlamasıyla bulunur…”

İçime işleyen sözler adeta bir sele dönüşüvermişti ve gözlerimden fışkırırcasına akmaya başlamıştı. Ağlamamı bir müddet sessizce izleyen babam yavaşça gözlerimdeki yaşları silip kaldığı yerden devam etti; “Ağlamak, ruhumuzdaki kiri temizler güzel kızım. Unutma, bir şeye sevindiğin ya da üzüldüğün müddetçe umut olur. Tıpkı gülmek gibi ağlamakta umudun bir parçası. Şimdi sen güzel şeyler hayal ederek uyu. Güneş doğmadan neler doğar. Kim bilir belki de Sarıca Deniz’i, Deniz ailesini, ailesi de koca memleketi ikna eder” deyip onu öpmem için yanağını dudaklarıma uzattı. Ona sıkıca sarılıp öptükten sonra da kalkıp salona geçti. 

Yatağa iyice sokulan ben ise içimdeki yangını serinleten sohbet karşısında az da olsa umutlandım. Kendi kendime  ‘keşke yarın güneş yerine umut doğsa’ dedim ve artık uyumak isteyen bedenimle inatlaşmayı bırakıp, Deniz’in buralardan gitmediği, Sarıca’yı büyüttüğü sevinçli hayallere derince dalıp uyumaya koyuldum. Ne de olsa yarın Deniz’e anlatacağım bir hikayem vardı …